"Antalya'da tanıştık."
Koltukta uyuklamıştım. Saat kaç bilemedim. Gece olmuş, herkes yatmış, siz mutfaktaydınız. Onun sesiyle uyandım. Kalkarsam rahatsız ederim sizi diye oturdum, gözlerim kapalı dinledim. İnsan kendi yavrusuna kendi ne kadar acı verirse versin, bu hakkı başkasına vermez...veriyorum, kalkamıyorum. Annen miyim ben artık, bilmiyorum. Anne doğuran mıdır? Anne terk etmeyen, kendini yok ederken seni var eden midir? Yoksa anne çekip giden, kendi arzularını yaşama hakkı veren midir? Kendimi hangi kılıfa sokmaya çalışırsam çalışayım olmuyor. Sen hep benden uzak duruyorsun.
"Sonra başka toplantılarda karşılaştık. Facebook'ta yazışmalar derken..."
Sesi gecenin içinden kaybolup giden bir araba gibi eriyor. Kalkıp seni oradan almak istiyorum. Kalkamıyorum. Keşke bir zamanlar birisi beni o kapıdan çıkarken durdursaydı dediğim günler olmuştu. O keşkelerimde hep sen vardın kızım. Ama sana evet demek kendime hayır demek ve seni içi boş, müsvedde bir kadın, sahte bir anne ile bırakmaktı. Seni duymuyorum. Bana sabah bağırırken "Kendini haklı çıkartmaya çalışıp durma anne! Sen gittin. O kadar!" diye avazı çıktığı kadar bana kızan o kadına ne oldu. Konuşmuyorsun, ağlamıyorsun, kızmıyorsun. Seni ben mi böyle yaptım kızım? Balkona çıkıp sigara içmek istiyorum. Konuşuyor o kocan yine... "Beni güldürüyor. Çok uzun zamandır gülmüyormuşum meğer. Seninle güldüğümüz gibi gülüyoruz onunla...." susuyor bir süre. Kalkıp annelerin çocuklarının ağızına vurduğu gibi onun ağızına vurmak istiyorum. "Öyle başladı...sonra ...kontrolden çıktı." Başımı çevirip pencereden bahçenin karanlığına bakıyorum. Ay çıkmış. Işığı bahçeye yer yer dokunuyor... gözüm müştemilata takılıyor.
6 dakikalık yazılar...saçmalama hakkı, özgür yazma, serbest yazılar...hepsi sadece günde 6 dakika
20 Ağustos 2015 Perşembe
16 Ağustos 2015 Pazar
Roman Taslakları 4
Savaşta gibisin kızım. Kendine açtığın bir savaşın içinde salınıp duruyorsun. Sığındığın toprak parçasından yıllardır kopup yükselmek, denize açılıp tekrar tuzu yüzünde hissetmek istiyorsun ama... Yelkenlerin yorgun, ellerin ipleri çekmekten yanmış, tükenmiş gibisin. Demir attığın limanlar sana denizi unutturdu. Koyların dinginliği çökmüş üzerine, denize bakıp neye hasret duyduğunu hatırlamadan yaşıyorsun. Kasaba halkına karıştın, aile yaptın onları, unuttun fırtınaları. Kocan tekne yapıyor kızım, gitmeye niyet etti. Birinizin gitmesi gerekiyordu, sen çıkmayınca denize adam deneyecek. Yelkenliler limanlarda uzun kalmaz kızım. Ne limanın ne teknenin doğasına uymaz. Limanlar hareketi sever, geleni olsun, gideni olsun ister. Döndüğünde kucak açmak seni içine almak ister. Yelkenler rüzgarı sever, katlanmış, sarılımış, öyle durmak onların doğasına aykırı. Aç şu yelkenlerini kızım... Bu adam teknesini bile topraktan yaptı. Gidemez. Gidebileceğine inandırma onu. O denizi sakin bilir, usulca kıyıya vuran dalgaların sesini tanır. Senin denizlerin ona anlatılan hikayelerdir. Fırtınayı bilmeyen bu adamı fırtınaya atma. Çok geç olmadan aç yelkenlerini, dönecek bir liman bırak kendine kızım. Benim yaptıklarımı yapma.
14 Ağustos 2015 Cuma
Roman Taslakları 3
Bunların topu orospu. Babanı bıraktığımda, Jack'in rüzgarına kapılıp Hindistan'a kaçtığımda sen daha on yaşındaydın. Okumayı sökmüştün, dertsiz bir çocuktun. En azından ben kendime bunu söylemeyi seçmiştim. Herkes babana kol kanat gerdi. Hepsi onun yanında durdu. Ben orospu oldum. Orospu nedir bilir misin? Kocalı kocasız tüm orospular tahta kuruları gibi döküldü ortaya benim bıraktığım enkazın ardından. Hepsi dört elle sarıldılar sana, babana. Senin sürüyle teyzen oldu. Seni sevdiler, yemekler pişirip karnını doyurdular, babanı teselli ettiler, benim orospuluğumu konuşup kendilerini erdemli kıldılar. Kendi evliliklerinden kaçacak cesaretleri olmayınca, benim boşluğuma sığındılar. Hepsi de sığdılar oraya. Kayıp ruhlarına ilaç oldunuz. Kendi boşluklarını sizinle doldurmaya çalıştılar. Kaç tanesi bacaklarını açmıştır babana kim bilir. Erkek ruhunun parçalarını bırakır kadında, kurtulur onlardan, rahatlar. Kadın toplar. İçine yığar. O kadar ruh parçası toplarki sonunda kendi ruhu yok olur, ezilir. Çocuk dediğin o ruhun aynasıdır. İçinden çıkar, kimleri, neleri topladığını sana gösterir. En son ruhunu kime sattığını anlatır. Sen kızım benim ruhuma topladıklarımsın.
12 Ağustos 2015 Çarşamba
Roman Taslakları 2
Bir anda gelir insana. Herşey bir anda olur...ya da öyle sanırsın, çünkü sen ondan önce gelenleri görmemiş, belki görmek istememişsindir. Ama kendine anlatırsın hayatın sana nasıl tokat attığını, farkında bile olmadan sana nasıl çarptığını anlatır durursun. Dön bak bir hayatına. Eksik olan neydi? Görmezden geldiklerin neydi? Kızım bir adam durup dururken evinin bahçesine bir müştemilat neden yapsın ki? Atölye yapacağım orayı dedi, kafasını dinleyecekmiş. İnandın. Öyle istedin. Düşünmedin, kurcalamadın. Sevmezsin kurcalamayı. Bir gün bile sormadın "Anne neden gittin...beni neden bıraktın?" diye. Baban da sormazdı, sormadı. Gittim. Siz de kabullendiniz. Karmaşık işler bunlar kızım. Bunca yıl sonra hala çözemediysem, sen hiç uğraşma. İnsan herşeyi dener, sonra bir sabah uyanır ve vazgeçer. Ölene kadar da anlatırsın nasıl bir sabah uyanıp "bitti bu iş" dediğini. Bir anda gelir o sözler, o anlar...ya da sen öyle sanırsın.
10 Ağustos 2015 Pazartesi
Roman'dan Taslaklar
Hepinizin ne mal olduğunu biliyorum. Hah! Bana bakıp yaşlı bir bunak görüyorsunuz, biliyorum. O gözlerinizdeki bakışı görmediğimi sanıyorsunuz, o acımayla karışmış sıkıntılı bakışları. Bakmak zorunda kalmak ağır geliyor, sevgi sözcükleriyle örtüyorsunuz tiksinmelerinizi. Öperken soğuk dudaklarınız. Görmüyorum sanıyorsunuz, bunadığımı düşünerek ben odada yokmuşum gibi konuşuyorsunuz. Ah kızım ah, sen bu herifle evlenmeyecektin. Ama genç olunca insan dünyayı değiştirebileceğini düşünüyor. Değiştiremedin, sen de bizden biri oluyorsun. İşte hayat bu kadar, bilemedin. Seni izliyorum kaç yıldır. Bilmiyorum sanma. O eski sevgilin denen pezevenke nasıl baktığını görmüyorum sanma. Merak etme o kocan denen herif anlamaz, bilmez kendinizi nasıl birbirinize attığınızı. O zamanlar onun aklı fikri o müştemilattı. Ay o ne bitmez müştemilatmış. Senin kocanın hayatı da hep yarım. Severim kocanı. İyi adam. Biraz dağınık ama kalbi iyidir. Sana dar o kalp, ben hep dedim. Giremedin bir türlü, sığamadın oraya. Aldı adam, hiç atmadı seni dışarıya ama huzursuz yaşadın orada hep. Gittin sonra, sen taşınalı bayağı oldu. Boşluğu farketmeden geldi o karı doldurdu senin bıraktığın her yeri. Güneşli bir sabaha uyandığında anladı seninki senin gittiğini, onun geldiğini. Adam öyle bir adam yavrum, kim var çok da dert etmiyor. Kalbi ferah şimdi, "içimde kelebekler uçuşuyor sanki! O beni çok güldürüyor" dedi pezevenk bir de. Duydum. Senin gözyaşlarını bekledim. Ses gelmedi. Akşam bahçede sigara içerken ağladın, gelemedim yanına. Yıllar önce öğrendim, yaşanması gereken hayatlar yaşanır. Bize sadece şahit olmak düşer.
24 Kasım 2013 Pazar
Ebedi Sevgili - Rafet El Roman
İki göz fırtınalar
Kurtarmam lazım kendimi
içimden geçirdim,
orada, içimde kaldı.
Kıyamet geldi.
Kurtaramadım.
Sadakat bitti.
Dünya açıldı.
Yüreğimde kitlediğim her dalga
taştı. Ebediyen
açılan bir çatlaktan sızdı.
Haykırdım sen severken beni.
Kapadım gözlerimi, diyemedim
söylemek istediklerimi.
Canım acımadı.
Gemiler geldi limana, ben
ayrıldım oradan.
Kara bir yangına doğru
kurtuldum.
Asaleti geride bıraktım.
Bu gece saldım tüm kayıkları,
geri dönmemek üzere verdim
son nefesimi bu limanda.
Ebediyen çıktım o iki taşın arasından.
Dupduru bir denize doydum.
Suç delilik mi?
Parçalandım, huysuzlaştım.
Hiç olmayacak kürekleri çektim,
olmayacak dalgalara.
Kalbim ilaç,
an şaka,
kahkahalar savurdum yıldırımlara.
Hiç ama hiç bu kadar parçalanmadı gökyüzü
Açık denizlere salıverdim sandığımı.
Açık denizlere salıverdim sandığımı.
şarkı kovalamaca
Senden Sonra - Rafet el Roman
Yaram kanıyordu. Gideli çok olmuştu. Kan kokusu odaya
dolmuş, duvarlara dolanmıştı. İnanmak zor geliyordu. Ne kadar zor oluyordu kanı
durdurmak. Zamanla geçer dedikleri neydi acaba, bu geçmiyordu. Kaçmam
gerektiğini biliyordum ama kalkamıyordum. Aynada yere yığılmış aksime baktım.
Ne kadar olmuştu? Ne zaman geleceklerdi? Hevesine sıçayım senin diye bağırdım
aynadan bana bakan o salağa. Ağırlaşmıştı kolum. Odanın içinde aradım acıyı
durduracak birşeyleri. Uyumuşum. Yorgun tanımadık rüyalarda gezindim durdum. Ne
kadar yol dolaştım bilmiyorum. Zaman nasıl geçti bilemedim. Heveslendim,
istedim, zorlandım, terledim, yükseldim, düştüm. Seni gördüm bir yerde.
Telefonla aradım seni, gelmedin. Yaram kanadı, kanadı, kanadı. Yerlere aktı
kanlar benim karanlık rüyalarımda. İnandım bu sefer yanmayacağıma. Bu sefer
herşey iyi olacaktı. Kaç gün geçti o karanlık boş odada, kaç gün girdim çıktım
o rüyalara, bilmiyorum.
Şarkı kovalamaca
Şarkı kovalamaca
7 Mart 2013 Perşembe
Palto
"Neden her gece onu ağaca asıyorsun?"
O'nunla ateşin etrafında oturduğumuz gecelerden birinde sormuştum bu soruyu. Çok soru sormazdım ama içimde biriken merak beni kendi doğrularımdan uzaklaştırmış, içimde cesareti biriktirmiş ve ateşin sıcağına kaptırtmıştı. Günlerdir topladığım cesaret dudaklarımdan geceye döküldüğü anda pişmanlığım kendini göstermişti ve sözlerimi geri koymanın bir yolu olmadığını bilerek sadece yanıt verir diye dua etmiştim.
Uzun bir sessizlik girmişti gecemize. Hastalandığım gecelerde annemin üzerime örttüğü yorganların ağırlığıyla üzerime almıştım o sessizliği.
"Geç oldu. Yarın yolumuz uzun. Uyu biraz." Kalkıp giderken üzerimdeki o ağırlığı da sıyırıp almış, rüzgarı ateşi söndürmüş beni ise gecenin soğuğunda çırılçıplak kalmışım gibi utanç içinde bırakmıştı, neye utandığımı ise bilememiştim.
Ağaçta asılı duran paltoya uzun uzun bakmıştım. Her gece astığı o rengarenk paltosuna benim uyuduğumu düşündüğünde cebinden çıkardığı görünmez acıları diktiğini görmüştüm. Sabahları ağaçtan aldığında ağaç daha bir yorgun, palto daha bir renkli gelirdi gözüme. Ama o zamanlar henüz zihni hayallerle dolu 14 yaşında bir genç kızdım. Bunlar kimseye anlatamayacağım, utanç veren saçma kurgularım gibi gelirdi bana. Aslında gerçeğe ne kadar yakın olduğumu ancak yıllar sonra O gittiğinde ve tek başıma dolaşmaya başladığımda anlayacaktım. Ama o akşam sorduğum saçma sorunun utancı ile ateşten kalan korun sıcağına sokulup onu uzaklaştırdığım için kendimi suçlayarak uykuya daldım. Rüyalarımda yine annem vardı...yine palto vardı.
O'nunla ateşin etrafında oturduğumuz gecelerden birinde sormuştum bu soruyu. Çok soru sormazdım ama içimde biriken merak beni kendi doğrularımdan uzaklaştırmış, içimde cesareti biriktirmiş ve ateşin sıcağına kaptırtmıştı. Günlerdir topladığım cesaret dudaklarımdan geceye döküldüğü anda pişmanlığım kendini göstermişti ve sözlerimi geri koymanın bir yolu olmadığını bilerek sadece yanıt verir diye dua etmiştim.
Uzun bir sessizlik girmişti gecemize. Hastalandığım gecelerde annemin üzerime örttüğü yorganların ağırlığıyla üzerime almıştım o sessizliği.
"Geç oldu. Yarın yolumuz uzun. Uyu biraz." Kalkıp giderken üzerimdeki o ağırlığı da sıyırıp almış, rüzgarı ateşi söndürmüş beni ise gecenin soğuğunda çırılçıplak kalmışım gibi utanç içinde bırakmıştı, neye utandığımı ise bilememiştim.
Ağaçta asılı duran paltoya uzun uzun bakmıştım. Her gece astığı o rengarenk paltosuna benim uyuduğumu düşündüğünde cebinden çıkardığı görünmez acıları diktiğini görmüştüm. Sabahları ağaçtan aldığında ağaç daha bir yorgun, palto daha bir renkli gelirdi gözüme. Ama o zamanlar henüz zihni hayallerle dolu 14 yaşında bir genç kızdım. Bunlar kimseye anlatamayacağım, utanç veren saçma kurgularım gibi gelirdi bana. Aslında gerçeğe ne kadar yakın olduğumu ancak yıllar sonra O gittiğinde ve tek başıma dolaşmaya başladığımda anlayacaktım. Ama o akşam sorduğum saçma sorunun utancı ile ateşten kalan korun sıcağına sokulup onu uzaklaştırdığım için kendimi suçlayarak uykuya daldım. Rüyalarımda yine annem vardı...yine palto vardı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



